obez.jpg

KISIRLAŞTIRILMIŞ KEDİLERDE OBESİTE SORUNU

Şişmanlık ya da bilimsel adı ile obesite en sık görülen beslenme sorunu olup, hayvanın ihtiyacından fazla enerji alması nedeniyle şekillenmektedir.

Yapılan bazı araştırmalara göre, kısırlaştırılmış olan gerek dişi gerekse erkek kediler, kısırlaştırılmamış olanlara kıyasla 3.4 kat daha fazla obesite riskine sahiptir. Kısırlaştırma sonrasında kedimizin yemek yeme isteği artarken, enerji ihtiyacı normale göre %25-30 oranında azalır. Bu durumda kısırlaştırma öncesindeki beslenme düzeninin devam etmesi, hayvanda hızlı bir kilo artışına neden olur. İçerisinde %20’den fazla yağ içeren gerek ev yapımı gerekse hazır gıdalarla beslenen bir kedi, kısırlaştırmayı takiben 2-2.5 ay gibi kısa bir sürede hızla kilo alarak, vücut ağırlığının bir buçuk misline ulaşabilir.

Obesite, kedimizde çok ciddi sağlık sorunlarına neden olmakta ve yaşam kalitesini etkilemektedir: Kalp rahatsızlıkları, solunum güçlükleri, eklemlerde iltihaplanma, sindirim sistemi bozuklukları, şeker hastalığı, karaciğer fonksiyonlarında bozulma, hastalıklara karşı direncin azalıp yaşam ömrünün kısalması, bu sorunlardan bazılarıdır.

Sorunun diğer dikkat çekici yanı, hayvan sahiplerinin yalnızca üçte birinin obesiteyi bir sorun olarak görmesidir. Çoğu kedi sahibi, kedisinin tombul görünümünden hoşlanmakta ve kilo vermesinden yana olmadığını vurgulamaktadır. Bu noktada, fazla kiloların yaşam kalitesini düşürdüğü ve sağlığı olumsuz yönde etkilediği bir kez daha vurgulanmalıdır.

Kedi besinlerinde yapılan bazı özel ayarlamalar, kısırlaştırma sonrasında kilo almayı engellemektedir. Temel olarak bu ayarlamalar, kedi besinlerindeki lif oranını yükseltmek ve yağ oranını düşürmek gibi uygulamalardan oluşmaktadır. Kedi besinlerine eklenen L-karnitin adı verilen madde, yağların vücutta depolanmasını engeller, kedimizin kas yapısı korunurken, yağların erimesi sağlanır.

Piyasada gerek obes kedilerin kilo verip daha sonra da ideal kilosunu korumasını sağlayacak, gerekse kısırlaştırma sonrasında kilo almaya başlamasını engelleyip mevcut kilosunu korumasını sağlayacak hazır kedi besinleri bulunmaktadır.

Eğer kedinizin fazla kilolarından kurtulması gerektiğini düşünüyorsanız, bizi arayınız. Kediniz için hedef kilo belirleyip, uygun bir zayıflama planı hazırlayarak daha sağlıklı olmasına katkıda bulunmaya hazırız.

Kedilerinize ve size sağlık dolu günler dileriz.

maria-S.jpg

www.diyabetikkedi.com'dan alıntıdır:

EndFIP® | Luca FIP Araştırma Fonu Kurucu / Yöneticisi Maria S. Bonino tarafından yayımlanan çok önemli bir bilgilendirme notunu sizlerle paylaşmak istiyoruz:

EndFIP® Yönetici Ekibi tarafından- 15 Mart’ta yayınlanan gönderi:

Hepimizin virüs yüklü olmayan bölgede yaşadığımızı biliyoruz ve mevcut pandeminin (Covid-19) merkezindeki koronavirüs (SARS-CoV-2) tehdidi ve yayılmasından kendimizi, ailelerimizi, dostlarımızı ve evcil hayvanlarımızı nasıl koruyabileceğimiz konusundaki çok sayıda haber ve tavsiyeyi anlamaya çalışıyoruz.

EndFIP® ekibimiz de, önümüzdeki günleri planlamak ve sizleri bilgilendirmek için özenle çalışıyor. Coronavirus sorununu çok ciddiye aldığımızdan ve ortaya çıkabilecek herhangi bir senaryoya hazırlıklı olmak için elimizden geleni yaptığımızdan emin olmanızı istiyoruz. Virüsün yayılması ile ilgili durum çok değişken olduğundan, bizler esnek, kaynaklarımız zengin olmalı.

Son günlerde bazı medya haberlerinde, koronavirüsün (SARS-CoV-2), evcil hayvanlarımıza ve kaplanlar gibi daha egzotik türlere bulaşabileceği bilgileri paylaşıldı. Ancak bunlar NADİR vakalardır. Evcil hayvanlarla ilgili bu tür bilgiler son zamanlarda yayılmaktaysa da, 13 Mart’ta yayınlanan bir güncellemede Dünya Sağlık Örgütü, evcil hayvanların da enfekte olabileceğini belirtmiş ancak evcil hayvanların hastalığı yayabileceğine veya hastalığın bir hayvanın hastalanmasına neden olabileceğine dair bir bulgu olmadığını belirtmiştir. WHO, evcil hayvanlarla temastan önce ve sonra ellerinizi sabun ve su ile yıkamanızı önermektedir. Virüsü yayma riski daha yüksek olanlar, evcil hayvanlar değil evcil hayvan sahipleridir.

Şu anda, tıp ve bilim ile ilgili konularda hepimizin korku, söylenti ve duygulara dayanarak değil, gerçeklere göre hareket etmememiz gerekmektedir.

SARS-CoV2 (önceden 2019 nCoV) / Covid-19 hakkında belgelenmiş gerçekler:

      • SARS-CoV2 bir betacoronavirüstür ve bulaşlı bir kişinin vücut salgılarıyla temas olduğunda (öksürük veya hapşırıkla tükürük veya mukus damlacıkları) bulaşma meydana gelir. Dünya genelinde 209 Ülke ve Bölgede, insandan insana ve topluma yayılma olduğu bildirilmiştir. Dünya genelinde bildirilen vakaların sayısı hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler, lütfen yandaki adresi ziyaret edin: worldometers.info/coronavirus/countries-where-coronavirus-has-spread/
      • Covid-19 teşhisi konan insanlarla yaşayan iki köpeğin (Hong Kong) ve iki kedinin (biri Belçika’da ve biri Hong Kong’da) SARS-CoV-2 ile enfekte olduğu bildirilmiştir ancak diğer enfekte insanlarla birlikte yaşayan köpek ve kediler hala enfekte değildir. Bu konular hakkında daha fazla bilgiyi yandaki adreste bulabilirsiniz: https://www.oie.int/en/scientific-expertise/specific-information-and-recommendations/questions-and-answers-on-2019novel-coronavirus/
      • Bronx Hayvanat Bahçesi’ndeki bir kaplandaki SARS-CoV-2’nin varlığı, USDA Ulusal Veterinerlik Hizmetleri Laboratuvarları tarafından doğrulanmıştır. Hayvanat Bahçesindeki diğer aslanlar ve kaplanlar, solunum yolu hastalığının klinik belirtilerini göstermiş. Halk sağlığı çalışanları, büyük kedilerin virüsü, aktif olarak yayan asemptomatik bir hayvanat bahçesi çalışanından aldıktan sonra hastalandığına inanıyor. Çünkü başka hiçbir hayvan etkilenmemiş ve tüm enfekte büyük kedilerin iyileşeceği düşünülüyor. Hem USDA hem de CDC, bu durumu yakından izlemekte ve OIE buna göre sonucu bildirilecektir. Bu sorun hakkında daha fazla bilgi için: aphis.usda.gov/aphis/newsroom/news/sa_by_date/sa-2020/ny-zoo-covid-19

7/24 haber döngüsü ve sosyal medya sayesinde, Covid-19 salgınıyla ilgili günlük hikâyeleri şok olarak ve üzülerek izlemeye devam ediyoruz. Buna ek olarak açık erişimli sitelerde, ev hayvanlarında SARS-COV-2 enfeksiyonu olasılığı hakkında daha fazla şüphe ve korku yaratan yeni makaleler yayınlanmıştır. Bu makalelerin atıfta bulunduğu çalışmanın Çin’de gerçekleştirildiğini ve henüz hakemler tarafından değerlendirilmediğinin vurgulanması gerekir. Bu deneyler, bir laboratuar ortamında gerçekleştirilmiş ve hayvanları bilinçli olarak enfekte etmek için yüksek dozlarda koronavirüs kullanılmıştır ki, bu da gerçek yaşam koşullarını yansıtmamaktadır.

*** Bugüne kadar, bulaşıcı hastalık uzmanları ve çok sayıda uluslararası ve evsel insan ve hayvan sağlığı örgütleri, doğal koşullar altında evcil hayvanların Covid-19’u insanlara yaydığını gösteren hiçbir kanıt bulunmadığını söylemeye devam etmektedir.

*** Şu ​​ana kadar CDC’ye, Amerika Birleşik Devletleri’nde Covid-19 ile hastalanan evcil hayvanlarla ilgili herhangi bir rapor ULAŞMAMIŞTIR.

Bu zamanların zor olabileceğini biliyoruz ve size ve kedilerinize yardım etmek için buradayız. EndFIP® küresel topluluğunun önemli bir üyesi olduğunuz için size teşekkür etmek istiyorum ve hem Dünya Sağlık Örgütü hem de CDC’nin bilmeniz gerekenler, durum güncellemeleri, seyahat bilgileri, kendinizi ve çevrenizi nasıl koruyacağınız hakkında ayrıntılar içeren özel web siteleri olduğunu hatırlatmak istiyorum… Bu web sitelerini *(alttaki bağlantılar) incelemenizi ve sağlığınızı korumak için önerilen işlemleri yapmanızı öneriyoruz.

*** Sizi endişelendiren belirtileriniz varsa, lütfen derhal sağlık merkezlerini ziyaret edin.

Sosyal mesafeyi uygulamaya ve evde kalmaya devam ettikçe, siz ve ailenizin kedileriniz ve diğer evcil hayvanlarınızla daha yakın iletişim kurmanız kaçınılmazdır. SARS-CoV-2’nin geçişi hakkında hala bilmediğimiz çok şey var, ancak tekrarlamakta yarar var: Evcil hayvanların ve refakatçi hayvanların Covid-19 epidemiyolojisinde herhangi bir rol oynadıklarına dair kesinlikle hiçbir kanıt yoktur. Bir kez daha, SARS-CoV-2’nin evcil hayvanınızdan size geçmeyeceğinden emin olun.

Ancak bu virüs hakkında daha fazla bilgi edinilene kadar çok dikkatli olun. Covid-19 hastası olduğunuzdan şüpheleniyorsanız, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin önerisi: “tıpkı diğer insanlarda olduğu gibi evcil hayvanlarla ve diğer hayvanlarla teması kısıtlayın”. Sevgi dolu ve sorumluluk sahibi bir evcil hayvan ailesi olarak evcil hayvanınızı korumak isterseniz, en iyi koruma yöntemi önlem almaktır.

Son not olarak, doğru kanıt ve belgelenmiş gerçeklere dayanarak hareket etmek ve her şeyden önce sağduyulu olmak (ne yazık ki tüm duyularda daha az yaygındır) ve evcil hayvanların ve diğerlerinin etrafında sağlıklı alışkanlıklarınızı sürdürmek, her zamankinden daha önemlidir:

  • Hayvanları, atıkları, yiyecekleri veya malzemeleri elledikten sonra ellerinizi iyice yıkayın.
  • Doğru evcil hayvan hijyen protokolünü uygulayın
  • Evcil hayvanlarla temas ettikten sonra temizlenin
  • Veterinerinizle hayvanınızın sağlığına özgü durumu hakkında görüşün.

Bir kez daha… Virüsü yayma riski daha yüksek olanlar, evcil hayvanlardan ziyade evcil hayvan sahipleridir. EndFIP® ailemizdeki hiç kimsenin, evcil hayvanlarından vazgeçmeyi düşünmeyeceğinden eminiz. Cehalet nedeniyle evcil hayvanların gereksiz yere terk edilmesini önlemek için, bu bilgileri yaymak ve daha az bilgili insanları bilgilendirmek için bize yardımcı olacağınıza inanıyoruz.

Tüm bu önemli konular hakkında daha fazla bilgi aşağıdaki adresten bulunabilir:

İyi olun ve güvenli, sağlıklı kalın.

Maria S. Bonino, Kurucu / Yönetici, EndFIP® | Luca FIP Araştırma Fonu

* Coronavirus COVID-19 (SARS-CoV-2) Kaynakları:

EndFIP®’in vizyonu: her kedi sağlıklıdır. Odak noktamız, kedilerin kedi koronavirüsü ile enfekte olmasını önlemek ve böylece FIP’i tamamen önlemek için insanları kalıcı çözümler oluşturmak üzere eğitmek, bilgilendirmek ve ilham vermektir. Vizyonumuz, FIP sınırlarının ötesine uzanıyor. Bu nedenle dünya çapında kedileri (ve insanlarını) etkileyen diğer konular hakkında da bilgi vermeyi seviyoruz.

www.endfip.com | www.LucaFundforFIP.com

Kaynak: https://www.diyabetikkedi.com/endfipin-hayvanlarda-gorulen-covid-19-ile-ilgili-raporu/
Ekran-Alıntısı.jpg

BAŞKENT HAYVAN HASTANESİ HASTA ZİYARET KURALLARI 

  1. HOSPİTALİZASYON BİRİMİ HASTANENİN YARI STERİL BÖLÜMÜNDE KONUMLANDIĞI İÇİN, HAYVANLARIMIZIN SAĞLIĞI AÇISINDAN GALOŞ GİYİLEREK HASTALARIN YANINA GİRİLMESİ GEREKLİDİR.                                                                    
  2. ZİYARET SAATLERİ, GÜNDÜZ 13.00-13.30, GECE 18.00- 18.30 OLARAK BELİRLENMİŞTİR.

Ziyaret saatlerine getirilmiş olan sınırlama, 24 saat çalışan bir sistemin aksamaması ve hasta sahiplerine hastalarımız hakkında merak ettikleri konular ve tedavi akışları ile ilgili olarak bilgi verip ilgilenebilmek açısından, ziyaret sırasında bir görevlinin hasta sahibine refakat edebilmesi için, görevli personelin iş akış süreçlerine göre ayarlanmıştır.

  1. ZİYARET SIRASINDA YEMEK GETİRİLMEMESİ VE HOSPİTALİZASYON BİRİMİ SORUMLUSUNUN BİLGİSİ DIŞINDA HASTALARA YEDİRİLMEMESİ GEREKMEKTEDİR.

Yemek konusundaki hassasiyet, ziyaretler sonrasında sindirim bozuklukları ve rahatsızlıklarının sıkça tekrarlanması sebebiyle dile getirilmiştir. Bu durum hem hastaya zarar vermekte hem de temizlik ve hijyen açısından standart hale gelmiş uygulamalarımızı aksatmaktadır.

Gerekli görülen durumlarda yoğun bakım ve hospitalizasyon sorumlumuz,  hasta sahibinden özellikle sevip tercih ettiği mama veya yemeği talep edebilir.

  1. ZİYARET SIRASINDA MEVCUT KONAKLAMA DURUMU, ZİYARET EDİLEN HASTANIN KAFES DIŞINA ÇIKARILMASI HALİNDE YATAN / KONAKLAYAN DİĞER HASTALARIN BİRBİRLERİNİ RAHATSIZ EDİCİ HAVLAMA-MİYAVLAMA-AGRESYON GÖSTERMESİNE NEDEN OLUYOR İSE, BÖLÜM SORUMLUSUNUN UYGUN GÖRDÜĞÜ SIRA İLE HASTALAR ZİYARET EDİLİR.

 Bölüm sorumlusu veya ilgili görevli, her konuda hasta sahibine yardımcı olur.

Hastalarımızın sahipleri ile zaman geçirmesi ve psikolojik durumlarının düzelmesi, biz Veteriner Hekimlerin tedavi hedeflerine daha kolay ulaşmalarını sağlayacağından, yanlış anlaşılmaları engellemek amacıyla, talep ve isteklerin ya da yaşanılan aksaklıkların zamanında hastane yönetimine ve medikal departmana bildirilmesini talep eder sağlıklı günler dileriz.
1.jpg

KÖPEKLERDE GEBELİK SIRASINDA BESLENME

Çiftleşme öncesinde gerek dişi gerekse erkek köpeğin fiziksel kondisyonu kusursuz olmalı, ideal kilosunun altında ya da üstünde olmamalıdır. Özellikle anne adayının optimum ağırlıkta ve performansta olması önemlidir. Şayet dişi ideal kilosundan daha zayıf olur ise, gelişmekte olan yavruları ve kendisi için gereken besin maddelerini sağlayamayabilir. Anne adayının yetersiz beslenmesi sonucunda,  yeni doğacak olan yavruların vücut ağırlığı normalin altında olur ve yavruların hayatta kalma oranı düşebilir. Tersine, aşırı kilo ise, yavruların anne rahminde çok fazla büyümesine ve güç doğuma sebep olur.

Dişi köpek, gebeliği ile süt verdiği dönem boyunca yüksek kaliteli ve sindirilebilirliği yüksek gıda ile beslenmelidir. Eğer beslenme biçiminde bir değişiklik gerekiyor ise, yeni besine periyot kanaması başlar başlamaz geçilmelidir. Bu dönemde, üreme nedeni ile besinsel ihtiyaçlar arttığından, daha yoğun içerikli gıdalar tercih edilmelidir. Artan besin ihtiyaçları, aşırı bir gıda tüketimi olmaksızın da karşılanabilir. Bu şekilde, mide-barsak sisteminde bir rahatsızlık şekillenmediği gibi, kilo kaybı da şekillenmez. Bu diyet değişimi, anne adayının seksüel periyodu (kanama+kabul ve çiftleşme+gebelik+süt verme) başlar başlamaz yapılır ise, anne adayı erkenden yeni beslenme biçimini benimser ve gebelik ya da süt verme döneminde ani bir diyet değişiminden kaçınılmış olur.

Kanama ve erkeği kabul döneminden oluşan kızgınlık evresi sırasında, çoğu dişide hafif bir iştah bozukluğu şekillenir. Yapılan bir çalışmada, yumurtlama (ovulasyon) civarında iştahın en düşük seviyede olduğu belirlenmiştir. İzleyen günlerde ise, iştah çoğu köpekte kendiliğinden normale dönmektedir. Bu kısa süreli iştah kaybı doğal olup, üreme verimini ya da doğacak olan yavru sayısını etkilemez.

Gebe kalan köpekte, ilk 5-6 haftada, fötal büyümenin (yavrunun anne rahmindeki gelişimi), ancak %30’u oluşur Fötuslar hızla büyümekle birlikte, 9 haftalık gebeliğin son üçte birine kadar oldukça küçüktür. Dolayısıyla, gebeliğin ilk 5-6. haftasında anne adayının vücut ağırlığı ve besinsel gereksinimlerinde yalnızca hafif bir artış olur. Fötusların vücut ağırlıkları ile büyüklükleri,  gebeliğin 5. haftasından sonra yani geri kalan son 3-4 haftada hızla artar. Köpeklerde, fötusların doğum ağırlığının %75’ine ulaşması, gebeliğin 40-55. günleri arasında olurken, boy uzunluğunun en az yarısına ulaşması da bu döneme rastlar. Bu sebeple, yavruların ideal bir vücut ağırlığı ile boy uzunluğuna ulaşabilmesi açısından, gebeliğin son birkaç haftasındaki beslenmenin önemi büyüktür. Şayet anne adayı dişi köpek çiftleşme döneminde, erişkin ideal erişkin vücut ölçülerine uygun ise, gebeliğin ilk 4-5 haftası için, verilecek besin miktarında bir artış yapılmasına gerek yoktur. Yaygın inanışın aksine, dişi köpek çiftleştikten hemen sonrasından başlayarak, daha fazla miktarlarda besin almamalıdır. Bu sırada anne adayının alması gereken besin miktarını arttırmak, gebelik sırasında aşırı kilo alma ile sonuçlanabilir. Gebeliğin yaklaşık 3. haftası civarında iştahsızlık, oldukça sık görülen bir durumdur. Kızgınlık döneminde görülen iştahsızlığa benzer biçimde, bu da birkaç gün sürer. Gebeliğin 4. veya 5. haftasından sonra, anne adayının aldığı besin miktarında dereceli olarak arttırılmalı ve doğum sırasında normal ölçüye göre, köpeğin büyüklüğüne ve taşıdığı yavru sayısı ile orantılı olarak  %25-50 düzeyinde artmış olmalıdır.

Dişi köpek, tüm gebeliği boyunca önceki kilosuna göre %15-25 oranında kilo almış olmalıdır. Sözgelimi ideal vücut ağırlığı 15 kg olan bir köpek, gebeliğinin sonunda 17-19 kg’a çıkmış olmalıdır.

Gebelik sırasında gelişen yavruların büyüklüğü arttığından, yemek sonrasında gerilen barsakların yayılacağı karın içi hacminde bir azalma olmaktadır. Bu sebeple, gebeliğin son haftalarında günlük yemek miktarını daha fazla sayıda öğüne bölmek suretiyle yeterli miktarda besin almasını sağlamak gerekir. Bu dönemde anne adayına yeterli besini sağlamak çok önemlidir, çünkü gebeliğin ortası-ileri dönemlerinde, normal kilonun altında olan anne adayları, doğumdan sonra vücut kondisyon ve süt üretimini ideal sınırlarda tutmakta zorlanmaktadırlar. Öte yandan gebe köpeği fazla beslememek de çok önemlidir. Aşırı kilo kazancı ve besin tüketimi, doğum sırasında komplikasyonlar ile sonuçlanacaktır.

Meme bezi gelişimi ve süt üretimi, doğumdan 1-5 gün önce oluşur ve çoğu köpek doğumdan yaklaşık 12 saat önce yemek yemeyi bütünüyle reddeder.

Doğumun başlangıcından 12-18 saat önce, vücut ısısında hafif bir düşme olur. Söz konusu düşüş, yaklaşan doğumun nispeten güvenilir bir göstergesidir.

Doğumunu tamamlayan, tüm yavru zarlarını (plasenta) atan ve yavruları sakinleşen anneye artık taze su ve yiyecek verilmelidir. Pek çok köpek, doğum yaptıktan 24 saat sonra yemek yemeye başlar. Annenin iştahı, kuru besini ılık su ile yumuşatılarak uyarılabilir. Su ilavesi, aynı zamanda yeterli su tüketimine de yardımcı olur. Süt verme (laktasyon) için yeterince hazırlanmış anne adayı, çiftleşme öncesi ağırlığının %5-10 ‘u kadar kilo almış olmalıdır.

SÜT VERME (LAKTASYON) SIRASINDA BESLENME

Beslenme yönünden laktasyon sırasında göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta, yeterli kalori düzeyinin sağlanmasıdır. Uygun düzeyde enerji alımı yeterince süt üretimine izin verirken, belirgin bir kilo kaybını da engeller. Yeterli miktarda süt üretimi için yeterince su içilmesi de önemlidir.

Ekran-Alıntısı-1.jpg

KÖPEK EDİNİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR!

Başlarken, seçeceğim başlık konusunda epeyce tereddüt ettim…

“Köpek alırken nelere dikkat etmeliyiz” şeklindeki bir başlık, markette sebze seçmek ya da ürünün son kullanma tarihine dikkat çekmek gibi.

“Hayvan sahibi olmaya hazır mısınız?” Bu fena değil galiba. Çocuk sahibi olmaya karar verdiğimize göre hayvan sahibi olmaya da “karar vererek” başlamamız gerekmiyor mu? Aktaracaklarım, aslında köpeklerle çocuklar arasındaki ilişki hakkında. Ama konuyu önce bu açıdan uzun uzun düşünmeli.

Günümüzde “çocuk sahibi olmaya karar vermek” diye bir kavramının varlığını – biz 40’lı yaşları çoktan aşan kuşağın anne-babaları dâhil – artık kimse yadırgamıyor.  Çiftler birlikte hayat sürebilmenin, bir konu üzerinde ortak karar verebilmenin sırrını keşfetmiş oluyorlar. Maddi imkânlar öncelikle gebelik ve doğum, sonra da okul öncesi ve okul döneminin giderlerini karşılayacak şekilde ayarlanıyor. Manevi açıdan, kapanmayacak bir fedakârlıklar dönemi kapısını açma cesaretine erişmiş oluyorsunuz…

Çocuk sahibi oldunuz. Her şeyi adım adım öğrendiniz, mutlu anları yudum yudum içtiniz, zorlu anları gıdım gıdım hatırladınız. Yıllar geldi, geçti ve “en kıymetliniz” bir gün kendi hayatını kurup, kendi ayakları üzerinde durmaya başladı…

Gelelim bir köpek sahibi olmanın hikâyesine… Eğer çocuğunuza “ilginç bir karne hediyesi” ya da “sürpriz bir doğum günü hediyesi” olarak seçmediyseniz veya bu biçimde size gelmediyse, söz konusu köpek aslında bir anlamda bilinçli bir aileye düşeceği için şanslı demektir. Hikâyenin bir değil birkaç yüzü var (yazacaklarımı kafamda sıraya koymaya çalışırken, aklıma sliding doors filmi geliyor!). Yavru köpek, az sonra aktaracağım ayrıntıları hallettikten sonra, birkaç ay içinde sizin yaşantınıza uyum sağlayacak, sizin alışkanlıklarınızı benimseyecek, sizinle uyuyup sizinle uyanacak ve verdiğiniz kadarı ile yetinecektir. Verdiğiniz kadar yemek, verdiğiniz kadar serbest dolaşım hakkı, verdiğiniz kadar sevgi, ayırabildiğiniz kadar vakit ve ilgi… Verdiğiniz kadarını, ama “hep bekleyecektir”.

Köpek edinmeye karar verdiğinizde, dikkat edilecek hususların %90’ı aslında kendinize yönelteceğiniz soruların cevabı ile ilgili. Önce kendinizi ölçüp tartmalısınız. Söz gelimi sabırlı mısınız, şefkat duygunuz ne kadar gelişmiş, gerektiği zaman onun için ciddi anlamda maddi fedakarlıkta bulunabilir misiniz, yarın teslim etmeniz gereken projenizin orta yerindeki çiş veya diş izi sizi ne kadar kızdırmayabilir, yeni alınmış ve hiç giyilmemiş iki çift ayakkabınızdan birinin sağ, birinin sol topuğunun yenmiş olduğunu görmek sizi ne kadar eğlendirir, banyo yaparken sırıl sıklam olmaktan hoşlanır mısınız, sabah yedi, akşam altı, gece on ikide yürüyüş yapmak istemediğiniz halde çiş turu yaptırmak ne kadar olasıdır, tatil için her sene iyi bir çözüm yaratmanın imkanlarını araştırmak gereksiz bir ayrıntı ya da angarya mıdır…

Bunların hepsini göze aldı iseniz, evinizin boyutlarına, çalışma saati uzunluğunuza ve fiziksel durumunuza uygun boyutta bir hayvanı, yeterince süt emmiş olmak kaydı ile doğum yapmış bir anneden, pet shop’tan, barınaktan veya sokaktan alıp sahiplenebilirsiniz.

Eve gelmeden önce, potansiyel olarak “yaramaz” bir yavru edindiğinizi varsayarak, evde gerekli önlemleri almalısınız. Açıkta elektrik kablosu (bilgisayar, müzik seti, uzatma kablosu vs.) olmamalı, yüksek bir balkon varsa parmaklıkları yükseltilmeli ya da sağlamlaştırılmalı, kimyasal maddelerin erişimi güvenli hale getirilmeli, yoğun deterjan, oda parfümü gibi kokulu şeylerin kullanımı azaltılmalıdır.

Eve ilk gelişte, her tarafı tanımasına izin verilmeli sonra hemen eğitime başlanmalıdır. Bu kesinlikle disiplinli bir “dur-bekle” eğitimi değildir. Köpeğinizin nerede yatmasını istediğinize, yemek ve geçici tuvalet ihtiyacını nerede gidermesi gerektiğine karar vermiş olmalısınız. Evi tanıdıktan sonra, çişini belirli ve sizin istediğiniz bir yere yapmasını sağlamak için, başlangıçta hareket kısıtlaması ile bir yaşam ve yemek, bir de tuvalet birimi ayarlayın. Bu üç işlevi yaptığı zemin birbirinden farklı olmalıdır. Gazete çiş için, halı veya minder yatmak için ise, mama kabı bunlardan tamamen farklı bir zeminde olmalıdır. Bir kaç gün evin sadece bu iki biriminin kapısı açık olursa, kolayca öğrenip daha sonra diğer oda ve mekânlara girebilme hakkına sahip olabilmeli, her doğru yaptığı şey bir küçük köpek bisküvisi ile ödüllendirilerek, pozitif şartlandırma yöntemi benimsenmelidir. Aşı ve beslenme için düzenli bir Veteriner Hekim yardımı alarak, onun önereceği sağlıklı programı izlemelisiniz. İlk günlerin en vazgeçilmez yardımcısı, Hekiminiz olacaktır. Sonrası kolayca hallolacaktır. Ama mutlaka sabırlı olmalısınız.

Şimdi çocuğunuza çiş eğitimi verdiğiniz zamanları hatırlamanızı istiyorum. Bu deneyimi birebir yaşamadıysanız, yakınlarınızdan en azından bu zorlu sürece dair bir şeyler duymuş olmalısınız. Gerçi çocuk bezi sektörünün hayli gelişmiş olması, bizi bu eğitimi verme konusunda pek de acele etmemeye yöneltmişse de, yaşı gelip geçen her çocuk ve en yakınları bunu bir süreç olarak yaşıyor. Bazen haftalar aylar sürdüğü biliniyor. Yaptığınız yanlışlar, aldığınız zamansız ya da aceleci kararlar, takındığınız sert tutumlar, ileride gece işemelerine varabilen sorunlara yol açabiliyormuş. Bu yüzden hep sabırla ve adım adım yürütmeye çalıştık. Süreç ne kadar uzun sürerse sürsün üstesinden geldik. Çişini öğrenemedi diye evlatlık verilen bir çocuk hikâyesi hiç duymadım… Oysa onca yıllık veteriner hekimlik sürecinde, çiş yapmamaya alışma döneminde pes edip kolayca köpeğinden vazgeçen o kadar çok hasta sahibi ve dolayısı ile evlatlık verilmeye çalışılan köpek hikâyesi duydum ki… İşte bu, hikâyenin en sık karşılaştığımız bilinen bir yanı. Demek ki, köpek sahibi olmaya karar vermenin ilk kuralı; ne pahasına olursa olsun karşınıza çıkan zorlukları yenmeye kararlı olacaksınız. Yazlık beldelerde tatil dönüşü kaderine terk edilen binlerce hayvandan en az birini gördüğünüze veya böyle bir köpekten “hem de cins köpek” şeklinde söz edildiğini duyduğunuza eminim.  Çok ağlıyor, çok mızmız ya da çok aksi diye de, kimsenin kendi çocuğunu sokağa attığını duymadım şimdiye dek… Demek ki ikinci kural, yaşam rutininiz artık köpeğinizin yaşam rutini ile uyuşmaz hale gelirse, ondan kolayca kurtulmak yerine onun için en uygun çözüme ulaşmaya çalışacaksınız.

Zaman içinde köpeğinizin ihtiyaç ve beklentileri değişebilir. On yaşından sonra, kötü tesadüf sonucu sizin iş temponuz değiştiğinde, günde 12 saat yalnızlığa katlanamayan köpeğiniz sürekli ağlamaya, havlamaya, ortalığa çiş yapmaya başladığında, ona kızmaya hakkınız var mı bir düşünün…

On beş yaşına gelen oğlunuz, okuldan gelip doğrudan odasına geçerken, köpeğiniz anahtar sesi ile beraber sizi her gün aynı bitmek tükenmek bilmeyen heyecan ve coşku ile bekliyor olacaktır. Kızınız, sabırsızlıkla beklediğiniz bir konuşmayı ertelemekte bir sakınca görmezken, köpeğiniz ona atacağınız oyuncakla başlatacağınız oyun seansı için sabırla bekleyecektir. Başınızın ağrıdığı gün gezintiyi kısa tuttuğunuzda, bunun için ilerde kin duymayacak, içinde biriktirmeyecektir.

Söylediğim gibi, verdiğiniz kadarını ama “hep” bekleyecektir…

Vermeye hazırsanız köpek sahibi olabilirsiniz…

Ekran-Alıntısı.jpg

Kuşkusuz hepimiz evimizi ve yaşamımızı paylaştığımız kedi ya da köpeğimize, zamanla hiç ummadığımız kadar bağlandık ve onların sağlık problemlerini kendimizinkilerden daha fazla önemser hale geldik. Sağlıklı yaşamın temel koşulları, hayvanlar için de çok farklı değildir. İyi beslenme, özellikle bebeklik çağlarından başlayan koruyucu hekimlik programlarına uyma, yeterli ilgi ve sevgi ile stresten uzak bir yaşam, onların ihtiyacı olan herşeydir.

Doğal olarak yaş ilerledikçe, kimi organ ve sistemlerde yıpranmalar baş göstermekte ve bunlar erken dönemlerde çoğunlukla hayvan tarafından tolere edilmektedir. Başlangıçta basit önlemler ya da diyetlerle üstesinden gelebileceğimiz aksaklıklar, zamanla ciddi sorunlara dönüşebilmektedir. Oysa yılda ortalama bir kez yaptıracağımız “check-up” ile çok değer verdiğimiz aile bireyinin, biraz daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürmesi için, gereken önlemleri alabilir, bazen de gizli seyretmekte olan bir hastalıkta erken tanı şansı yakalayabiliriz.

Veteriner Hekiminiz, rutin ziyaretler sırasında, siz farkında olsanız da olmasanız da, kedi ya da köpeğinizi sistemik bir biçimde gözden geçirerek, durumu hakkında düzenli olarak bilgi sahibi olur. Ancak bir check-up programı, bu genel muayenelerin dışında pek çok değerlendirmeyi kapsar. Bu çerçevede tam kan sayımı, kanın biyokimyasal analizi, idrar ve dışkı muayenesi ile bu testlerin sonucuna göre gerekirse ultrasonografi, röntgen, EKG ve benzer muayeneleri yapılır. Bu muayenelerde nelere bakıldığı ve sonuçlarının nelere işaret ettiğine ilişkin bilgi vermek gerekirse;

TAM KAN SAYIMI

Kan analizi, çoğunlukla hastalığın hikâyesini anlatır. Tam kan sayımı veya hemogram, kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin sayısını gözler ve Veteriner Hekime hayvanın anemik yani kansız olup olmadığını, enfeksiyonu olup olmadığını ya da kanın pıhtılaşması ile ilgili bir hastalığı olup olmadığını anlatır. Test için gereken kan, pıhtılaşmayı engelleyen bir madde içeren bir tüpe alınır ve böylelikle kan pıhtılaşmaz.

Total kan sayımı (Complete Blood Cell=CBC), aynı zamanda hematokrit denen bir başka parametre daha içerir: bu parametre, kırmızı kan hücreleri ile kan plazması arasındaki ilişkiyi gösterir. Normalden yüksek olan hematokrit değer, hayvanın vücut sularından bir kısmını kaybettiğini veya susuz kaldığını ya da kan alındığı anda vücut sisteminin şokta olduğunu gösterir. Normalden düşük hematokrit değer ise, hayvanın anemik (kansız) olduğunu gösterir.

Total kan sayımı, aynı zamanda kan hücrelerinin şekil, büyüklük,  renk veya görünüşlerindeki anormallikleri; birim miktardaki kanın kırmızı hücrelerinin gerçek sayısını; kan dolaşımında oksijen taşıyan “hemoglobin” denen komponentin varlığını da belirler. Bazı anemi türlerinde köpeğin kırmızı kan hücre sayısı normal olmakla birlikte, tüm vücuda oksijen sağlayan hemoglobin miktarında yetersizlik söz konusudur.

Total kan sayımı, aynı zamanda beyaz kan hücrelerinin sayısını da değerlendirir. Beyaz kan hücreleri ya da beyaz küreler, vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Köpekler için her bir beyaz küreye karşılık, 600-700 kırmızı küre oranı normaldir. Beyaz kürelerin yükselmesi, hayvanın vücudunda bir enfeksiyon olduğunu gösterirken; azalması,  uzun süren bir hastalıktan dolayı vücudun zayıf düştüğünü anlatır.

Genel olarak “granülosit ve agranülosit“ olarak adlandırılan, iki ana kategoriye bölünmüş olan beş ayrı tipte beyaz küre bulunmaktadır.

    • Granülositler “nötrofil, eozinofil, bazofil” adı verilen beyaz kürelerden oluşur ve tamamı kırmızı kan hücreleri ile birlikte kemik iliğinde üretilir. Bu tip beyaz hücreler, hastalığa sebep olan organizmalara saldırır ve tahrip eder.
    • Lenfositler, agranülosit sınıfına giren hücreler olup, lenf nodülleri ile dalakta üretilir. Lenfosit sayısındaki düşüş, enfeksiyon başlangıcında veya steriod adı verilen ilaçların kullanımını takiben oluşur. Lenfosit sayısındaki artış, uzun süredir mevcut olan bir hastalığa veya öldürücü bir kanser tipi olan lösemiye işaret eder.
    • Sonuncu beyaz kan hücre tipi ise monositler olup, hem kemik iliği hem de dalakta gelişirler ve enfeksiyöz organizmalara saldırarak hasarlı dokuların iyileşmesine yardım eden proteinler üretirler.
    • Trombositler, total kan analizinde incelenen üçüncü tip kan hücreleri olup, kan pıhtısı oluştururlar ve böylece küçük bir yırtık ya da yara nedeniyle hayvanın ölmesini engellerler.

KANIN BİYOKİMYASAL ANALİZİ

Biyokimyasal testler yardımı ile kanın sıvı kısmı;  karaciğer, böbrek, kalp ve kasların çalışması ile ilgili olarak ipuçları verecek olan enzim, şeker, nitrojen, mineral, protein ve kolesterol yönünden izlenir. Bu testler kan şekeri, kan üre nitrojeni, kreatinin, kalsiyum, total protein, bilirubin, alkali fosfataz, alanin aminotransferaz, kolesterol, sodyum ve potasyum seviyeleri ile ilgilidir. Bu testler, kan pıhtılaştıktan sonra çıkartılan serum kısımında incelenir.

KAN ŞEKERİ TESTİ:

Bu test, yüksek şeker düzeyi varlığında diabet yani şeker hastalığı için, düşük şeker yoğunluğunda hipoglisemi için belirleyicidir.

Hipoglisemi yani kan şekerinin düşüklüğü durumu, halsizlik ve denge bozukluğuna, özellikle süs köpekleri olarak sınıflandırılan ırklara mensup köpeklerde 6-12 haftalık erken dönemde; av köpeklerinde, uzun süren yorucu aktivite periyotlarında koma durumuna sebep olmaktadır. Yine uzun süreli hastalıklar, hipoglisemi nedeniyle hayvanı komaya sokabilmektedir.

KAN ÜRE NİTROJEN TESTİ:

Bu test, böbreklerin kandaki üre artıklarını yeterince uzaklaştırıp uzaklaştıramadığını ölçmektedir. Yüksek kan üre nitrojen düzeyi, böbrek rahatsızlığını, kalp rahatsızlığını veya hayvanda bir dehidrasyon yani sıvı kaybı durumu olduğunu gösterir.

KREATİNİN TESTİ:

Kreatinin böbrekler tarafından dışarı atılır, kandaki düzeyinin yükselmiş olması böbreklerin fonksiyonlarında bozukluk olduğunu gösterir.

KALSİYUM TESTİ:

Kan kalsiyum düzeyindeki değişiklikler kalp ve kas bozukluklarında, emzirmekte olan annelerde süt humması adı verilen rahatsızlıkta, bazı tür kanserlerin, böbrek rahatsızlıkları ya da pankreas hastalıklarında söz konusudur.

TOTAL PROTEİN TESTİ:

Total protein düzeyi, toplam albumin ve globulin ölçümünü içerir; kimi kez beslenmenin yetersiz olduğunu, kimi kez kronik enfeksiyöz hastalıkların varlığını, böbrek ve karaciğer hastalıklarını gösterir. Lenf- kemik iliği kanserlerinde düzeyi artar.

BİLİRUBİN:

Bilirubin, hemoglobinin parçalanması sonucu ortaya çıkan bir madde olup, kırmızı kan hücrelerindeki harabiyet artışını veya karaciğer rahatsızlığını gösterir.

ALKALEN FOSFATAZ TESTİ:

Alkalen fosfataz, bazı tip karaciğer ya da kas rahatsızlıklarında yükselir.

ALANİN TRANSFERAZ:

Bu enzimin yükselmesi ise, karaciğer fonksiyonlarındaki bozulmayı gösterir.

KOLESTEROL TESTİ:

Kolesterol düzeyinin yükselmesi, köpeklerde insanlardaki gibi coroner arter rahatsızlıklarına bağlı olmakla birlikte, tiroit bezinin fonksiyonlarını yeterince yerine getirmediğini, böbrek üstü bezinin normalden fazla çalıştığını veya safra kanallarında tıkanıklıkla seyreden bir hastalık bulunduğunu gösterir.

SODYUM VE POTASYUM TESTLERİ:

Sodyum ve potasyum düzeylerinin ölçümü, böbrek üstü bezi, kalp ve böbrek hastalıklarında önem taşımaktadır. Söz konusu parametreler, bazı tip ilaç kullanımında değişikliğe uğramaktadır.

HASTALIK YAPAN ORGANİZMALAR:

Kan testleri, aynı zamanda enfeksiyöz hastalık ajanları ile parazitlerin varlığını da gösterir. Gençlik hastalığı, enfeksiyöz hepatit ve yenidoğan herpes enfeksiyonu virüsü gibi virüsler, kan testlerinde belirlenebilir. Lyme hastalığı gibi bazı hastalıklar ise, doğrudan hastalığa sebep olan organizma yerine, bakteriye karşı vücudun oluşturduğu antikorların saptanmasıyla belirlenir. Heartworm gibi hastalıklar ise, kan örneğinin incelenmesi ile anlaşılır.

İDRAR ANALİZİ

Şayet köpeğinizin veya kedinizin idrar yapmada bir sıkıntısı varsa, idrarında kan görüyorsanız, idrar yapma sıklığı artmış veya azalmış ise, su tüketim miktarı değişmiş ise, idrarı kötü kokulu, kanlı, koyu sarı renkte görünüyorsa, ilk işiniz, sabahın ilk idrar örneğini ve hayvanınızı alarak Veteriner Hekiminize gitmek olmalıdır.

İdrar testleri kan, şeker, protein bakımından biyokimyasal yönden incelenir, hayvanın idrarını yoğunlaştırabilme derecesini gösteren dansitesi ölçülür, aynı zamanda herhangi bir enfeksiyon, kanser veya böbrek rahatsızlığının varlığını araştırmak açısından idrarın sedimenti yani çökeltisi incelenir.

Bazı durumlarda Veteriner Hekiminizin, doğrudan idrar kesesinden örnek alması gerekebilir. Bunun için idrar yollarına bir kateter uygular veya karın duvarından doğrudan idrar kesesine bir iğne batırarak idrar örneği toplar.

Leptospiroz, idrarda saptanabilen ve aynı zamanda insanlara bulaşabilen bir hastalıktır.

DIŞKI MUAYENESİ

Parazitler ile hayvanın barsaklarını etkileyen hastalıklar, dışkı muayenesi ile anlaşılır.

Tüm bu testler, hastalığı belirleme ve tedaviyi değerlendirmede hayati önem taşımanın yanı sıra, özellikle orta yaşı aşkın hayvanlarda yılda bir kez yapıldığında, yanlış giden bir şeyler olup olmadığını, varsa nelerin yanlış gittiğini anlamaya yardım eder.

MUAYENE GEREKTİREN ÖZEL DURUMLAR VE DİĞER MUAYENE YÖNTEMLERi

Daha önce hastalık geçirmiş olan bir hayvanda, rutin kontrollerin dışında özel muayeneler gerekir. Örneğin idrar yollarında taş problemi yaşamış olan bir hastaya, iyileştikten sonra, hekiminizin önereceği belli aralıklarla idrar tahlili yapılmalıdır.

    • Kısırlaşmamış bir dişi köpekte kızgınlık periyotlarının başlangıcından itibaren düzenli olarak genital muayene yapılmalı, rahim ve yumurtalıklarda ultrasonografi ve smear kontrolleri uygulanmalı, gerekirse hormon düzeyleri incelenmelidir. Ayrıca meme bezleri, olası tümöral üremeler yönünden düzenli olarak kontrol edilmelidir.
    • Çiftleşmesi planlanan köpeklerde, çiftleşme öncesi muayeneler uygulanmalıdır.
      • Dişi köpeklerde uygun çiftleşme zamanı belirlenip, bu aralık dışında çiftleşmeye izin verilmemelidir. Uygun çiftleşme zamanı, kızgınlık başlangıcı ve devamı sırasında yapılan smear kontrolü ve hormon ölçümleri ile belirlenmektedir. Ayrıca kızgınlık başlangıcında, genital sistemin mikrobiyolojik yönden muayenesi yapılarak, gebelik sırasında düşük veya yavru ölümü gibi sorunlar yaşanması önlenmeye çalışılmalıdır.
      • Erkek köpekte ise, gerek testislerin gerekse spermanın çeşitli yönlerden incelenmesi ile hem olası bir bulaşıcı hastalıktan korunma, hem de döl verimi yönünden yaşanacak bir aksamanın önüne geçilmiş olur.
    • Kızgınlık periyotları sürekli baskılanan dişi kedilerde, özellikle mevcut hormon ilaçlarının yüksek potansiyelli yan etkilerinden dolayı, yılda birkaç kez ultrasonografi ve smear bakıları ile genital sistem ve memeler, enfeksiyon ve kistik oluşumlar yönünden kontrol altında tutulmalıdır.
    • Daha önce kısırlaşmış dişi köpek veya kedide, genital bölgede sıklığı artan bir yalanma ve beraberinde iltihaplı bir akıntı görüldüğünde, bunun kısırlaşma sonrası rahim ağzındaki bezlerin anormal bir salgı faaliyetine geçişi sonucu oluşan bir rahatsızlık olduğu dikkate alınır. 

Büyük ırk olarak tanımladığımız, Kangal, Golden Retriever, Labrador Retriever, Malamute, St. Bernard gibi köpek ırklarının yavrularında, kalça ekleminde doğuştan gelen ve genetik olarak yatkınlığın söz konusu olduğu kalça displazisi denilen rahatsızlığın varlığını anlayıp erken dönemde müdahale etmek için, 6 aylık olduğu sıralarda radyografik muayene yapılması gerekmektedir.

Bunların dışında iyileşmeyen küçük yaralar, sık sık tekrarlayan kabuklanmalar, vücudun herhangi bir yerinde birden büyüyen yumru benzeri oluşumlar da, kanser veya süreğen rahatsızlıklar yönünden kontrol edilmelidir.

       

körkedi.jpg

Hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var…

Yeni tanıştığım birçok kişinin, “hayvanlar da kanser olur mu” ya da “karaciğer rahatsızlığı çekerler mi” gibi sorular sorduklarını biliyor muydunuz? Elbette çekerler. Felç ve bel fıtığı olurlar, kalp ya da böbrek yetmezliği, cilt-meme-rahim kanserine yakalanırlar, aklınıza gelebilecek her türlü hastalık onlar için de hayatın sürprizlerinden biridir.  Tıpkı bizim çocuklarımız gibi, engelli doğabilirler, hayat boyu bakıma muhtaç olabilirler.

Bu yazıda, doğuştan gözlerini yitirmiş yavru bir kediyle olan beraberliğimizden söz etmek istiyorum. Froggy ile yaklaşık 2 aylıkken tanıştık. Annesiz bir yavru iken Altınoluk civarlarında bulunmuş, bir süre orda bakılmış sonra Ankara’ya getirilmiş olan bu yavrunun bir gözü hiç görmüyordu. Diğer gözü ise geçirdiği enfeksiyon nedeni ile neredeyse yerinden fırlamış durumda idi. Sahibi bu yüzden adını “Froggy” koymuştu.  Bir tedavi sürecini takiben enfekte gözünü ameliyat edip aldık ve zifiri karanlık dünyasını anlamaya koyulduk. Kısa zamanda iyileşip hayata adapte oldu. Bizimle birlikte klinikte yaşamaya başladı. İnanılmaz hareketli, kafeste kalmaktan nefret eden son derece özgür ruhlu bir kediydi. Birkaç haftada kliniğin her yerini, her süpürgelik, kapı pervazı, masa, koltuk, cam kenarı gibi ayrıntıyı öğrendi. Tıpkı görme özürlü bir insanın bastonunu uzatıp etrafı yokladığı gibi, küçük patisini uzatıp yönünü ve engelleri kontrol edip tanımlayarak kısa sürede her detayı belledi ve klinikte bir baştan bir başa koşarak oynamayı öğrendi. Algılama gücü gerçekten çok kuvvetliydi ve her geçen gün hızlanıyor, yeni bir şey öğrenip hayatını–hayatımızı renklendiriyordu. Çayın yanında atıştırdığımız kekin bir parçası yere düşmeden, Froggy havada yakalamaya çalışıyordu. İştahlı, sevecen, hareketli ve eğer kafesinde ise koca sesli bir kedi olup çıkmıştı. Köpeklerle dosttu, yavru köpekleri yere yatırıp dört patisinin arasına sıkıştırıp, alt-alta, üst-üste boğuşurdu. Bahçeye çıkmayı çok seviyor, çiçekliklerin üzerine çıkıp, yüzünü rüzgâra çevirip, bir tanesi tamamen dikişlerle kapalı gözlerini yumup resmen keyif yapıyordu. Saklambaç oynadığını fark ettiğimde, dehşete kapılmıştım. Bir eşiğin arkasına gizlenip sonra aniden hızla ayaklarımıza fırlayıp, arka ayaklarının üzerine kalkıp ön ayakları ile bacaklarımızı sarmalayarak kendince sobeliyordu!

Hayata dair ondan öyle çok şey öğrendim ki… Görmediği halde hayata bu kadar bağlı olması biz tüm klinik çalışanlarını daima şaşırttı ve mutlu etti. Kliniğe gelen tüm hasta sahipleri, ortalarda değilse Froggy’yi mutlaka sorar, kafesinde ziyaret edip sever, sonra da salona getirip gidene dek yanından ayırmazdı.

Aynı dönemde maceraperest özgür ruhlu siyah-beyaz kedimiz Çarşaf, Froggy’nin klinikteki saltanatından biraz rahatsız olmakla beraber onu sürekli kolluyordu. Bir gün Froggy’nin kliniğin arka bahçesindeki korkulukların üzerine çıkmış olduğunu gördük, ancak bir türlü geri adım atamıyordu; Çarşaf resmen söylenerek gitti, kelimenin tam anlamıyla önüne katarak geri getirdi, sonra da niye bunu dışarıya bırakıyorsunuz gibisinden bize söylenip gitti. Bu olayın ardından birkaç gün sonra Froggy yine firar etti, ancak biz fark edip aramaya koyulduğumuzda aradan birkaç saat geçmiş olmalı ki, bulamadık. Girebileceği yerlere mama koyup bekledik. Birkaç gün sonra da döneceğine dair umudumuzu tamamen yitirdik. Tam bir hafta sonra kliniğin yan bahçesinin yüksek duvarı üzerinden Froggy’nin koca sesini duyar gibi olduk ve gözlerimize inanamadık, evet bu tamamen kör kedi, bir hafta sonra yolunu bulup geri dönmüştü. Gerçi biraz zayıflamıştı ama üzerinde tek bir çizik bile yoktu. O günden sonra Froggy bahçe sınırlarını asla ihlal etmedi ve kaçma girişiminde bulunmadı.

Hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Bir duyunun eksikliği Froggy’nin hırçın, agresif, davranış problemli bir kedi olmasına neden olabilirdi. Sevgiyle büyüdü, hayata seyirci kalmadı, cesaret etti ve başardı. Ondan hayata farklı ve umutla bakmak için her zaman bir, bir değil bir sürü nedenimiz olduğunu öğrendik. Froggy gönül gözüyle görüyordu, bize de gösteriyordu. Görmeyen, bu sevgi ve neşe dolu kedi iki yıla yakın bizimle yaşadıktan sonra, bir hasta sahibimiz, lenf kanseri olan köpeğini yitirdiği gün, beraberinde Froggy’mizi kendi evine götürdü…

Froggy şimdi başka gönülleri şenlendirip, başka yürekleri ısıtıyor. Sevgiyle kalın.

Nil MARAL

babyandpet2.jpg

Bırakın Dokunsunlar…

Çocukluğunda sürekli evde hayvan beslemeyi istemiş ama evdeki büyükanne ve büyükbaba istemediği için bundan mahrum kalmış biri olarak sesleniyorum size:

Çoğumuzun hiç de yabancısı olmadığı, sokaktaki hayvanları sevmek isterken, onların sadece “kuduz taşıyıcısı” gibi, dokunulmaması gereken canlılar olarak öğretildiği bir kültürün çocuğu olarak…

İçten içe beslediğim, içimde büyüttüğüm hayvan sevgisi, büyükanneme inat olarak mı beni Veteriner Hekimi olarak bugünlere taşıdı bilmiyorum. Ama artık özgürce her hayvana dokunuyorum!

Oğlum, henüz anne rahmindeyken tanıştı onlarla. Kedi sesi duydu, köpek sesi duydu, hatta koca göbeğimin üzerinde uyuyan yavru köpekleri ve bacağı kırık kedileri hissetti belki… Doğduktan sonra müzik sesi ile huzur içinde uyurken, tencere gürültüsüne uyandı ama köpek havlamasına uyanmadı.

Ben bütün gebeliğim boyunca bilfiil klinik hekimliği yaptım, çok da huzurlu ve sorunsuz bir gebelik geçirdim.

Oğlum üç aylık olduğunda, kedileri köpeklerden ayırt ediyordu. Sarp, ilk kez kedi gördüğünde şaşırmasına hiç şaşırmadı ama Tarçın onu gördüğünde, önce düzden baktı, sonra tepe taklak olup tersten baktı, bir daha baktı, bir daha baktı…

Emeklerken Rita’yla, West’le birlikte büyüdü. Mama sandalyesinde otururken, kurabiyelerini paylaşmayı öğrendi. Kendinden büyük tasmaları taşımaya kalktı. Henüz hiçbir kelimeyi tam olarak söylemezken, ağzından çıkan ilk özel isim arkadaşlarımızın köpeği Rita’nın adı “Dida” oldu .

Gerçekten uyumlu ve huzurlu bir çocuk olduğunu tüm yakın çevremiz bilir. Artık sürekli beraber yaşadığımız bir kedimiz var ve işimiz gereği, anne ve babası Veteriner Hekim ve hayvan hastanesi sahibi olan bir çocuk olarak, Sarp hiç hayvan hasreti çekmedi.

Şu bulaşır mı, bu geçer mi diye tedirginlik yaşamadan ve yaşatmadan, başka canlıların yaşamına saygılı, sevgili bir oğul olarak büyümesini istiyoruz. Gerçi uğur böceklerini tanırken bir kaçı masum parmak basışlara kurban gitti ama bizim oğlan karıncalara toz şeker veriyor, yemeğini köpeklerle paylaşıyor, bu arada kendisi de onların kuru mamalarının tadına bakmayı ihmal etmiyor.

Bırakın dokunsunlar…

İnanın, hayvanlar çocuklara, kimi kez bizim bile gösteremediğimiz kadar sabırla yaklaşıyorlar.

Bırakın paylaşsınlar…

Evde bir hayvanla yaşıyor iseniz, bebek gelmeden önce neler yapılacağına dair değerlendireceğiniz ufak tefek ipuçları, size bambaşka bir dünyanın kapılarını açacak.

Örneğin, kedinizin bebek eve gelmeden önce, bebek losyonu ve pudrasını, özel deterjan ve yumuşatıcılar kullanarak yıkadığınız bebek çamaşırlarını koklamasına izin verin. Doğum öncesi oda hazırlıkları yaparken, kedinizi ve köpeğinizi dışında bırakmayın. Küçük body’leri, tulumları yerleştirirken, onları algılamalarına izin verin. Odaya gelen eşyalar yerleşirken, onlar da seyretsinler. Bebek ağlama sesi kaydedin. Bunun için daha önce doğum yapmış arkadaşlarınızdan yardım isteyebilirsiniz. Bebek henüz eve gelmeden, zaman zaman bu ağlama sesini dinletin ve şiddetli reaksiyon verirlerse, “hayır”lar ile öğretmeye başlayın. Böylece ağlayan bebeğin, havlama veya acı acı miyavlama sesini duyarak korkmasını ya da tekrar uykuya dalacağına tamamen uyanmasını engellemiş olursunuz.

Evdeki hayvanın da değişen durumu algılayıp kabullenmesi için zamana ihtiyacı vardır. Ona bu zamanı tanıyın, sabır ve anlayış gösterin. Bizler bile, uyku düzenimiz değişip gündelik yaşantımızda bazen hiç bir şeye fırsat bulamamaktan yakındığımız ilk annelik dönemlerinde, bu duruma alışmak için zamana ihtiyaç duymadık mı? İlginin bölünmesi, azalması, hatta bazı hayvan sahiplerinin itiraflarına dayanarak söylüyorum ilgilenmeye hiç fırsat bulunamaması, evdeki diğer hiç büyümeyecek bebeğin elbette gücüne gidecek ve gayet basitçe bunu kendine has yöntemlerle protesto edecektir. Kızmaya hakkımız yok. Hele ki alışık olduğu yaşam çemberini daraltmaya, ona fazlalıkmış gibi davranmaya asla. Çocuk olduktan sonra kanepe ve koltuklara çıkmasını istemeyebilirsiniz. O zaman programlı bir şekilde, hamilelik dönemi boyunca yumuşak geçişlerle bunu ona öğretin. Kızıp bağırmak, sadece sindirmeye yönelik ve anlık bir şiddet eylemi olarak iz bırakacaktır.

Söz konusu köpeğiniz ise, ona yeni bir yatak alın. Yeni oyuncaklar yardımı ile onu bu yatağa alıştırın, özendirin ve hareket alanındaki daralmayı zamana yayarak yumuşakça yapın. Kendi yatağını benimsetmek bana göre en iyi çözüm.

Bebeğiniz ve köpeğinizle uzun yürüyüşler yapın. Parklara gidin..

Kediniz ve bebeğinizle birlikte dingin müzikler dinleyin. Anlar mı demeyin, bizim küçüklüğünden beri iyi bir caz dinleyicisi ve caz sever kedi hastamız var; Çakıl, sevdiği parçalarda olduğu yerden kalkıp müzik setinin önünde keyifli bir uzun oturuş pozisyonu alıp, kuyruğuyla da tempo tutuyor!

Paylaşabileceğinize yürekten inanarak paylaşırsanız, karşınızdaki her kim olursa olsun; yavrunuz, kediniz, köpeğiniz, kuşunuz; inanın bana onlar gönül gözleri açık, paylaşmaya hazır sizleri bekliyor olacaklar. İnanırsanız, her şey çok kolay olacak. Evdeki hayvan bireyi, bebeğinizi çabucak kabullenip sonsuza kadar onun koruyucusu ve kollayıcısı olacak.

Uzun yıllarını gerçekten pek çok sayıda hayvanla, pek çok zaman geçirmiş bir Hekim olarak, hala gördüğümde inanamadığım, beni hayretlere düşüren, ağlatan, gülmekten kırıp geçiren, şaşırtan şeyler yaşıyorum. Bebekler ve çocuklarla hayvanlar kısmı ise, bebekli yıllarımdaki deneyimim kapsamına giriyor.

Her insan gibi her hayvan da birbirinden farklı. Aynı ırkın üyeleri, hatta aynı ananın yavruları arasında bile pek çok davranış ve kişilik farkı olabiliyor. Onları tanımanız gerek…

Resimleyemediğim anlardan birini anlatmak istiyorum size. Sarp’ın henüz oniki aylık olduğu ve emeklediği bir dönemdi. Bir Alaskan Malamute olan iki yaşındaki West bizde misafirdi. Evin büyükleri de, emekleyen bir bebek ve aynı yerde gezen bir köpekten bir parça tedirgin… West’in o güne dek yalnızca bir kez gördüğü “babaanne” unsuruna karşı bütün gün sürekli Sarp’ın etrafında nasıl bir koruma çemberi oluşturduğunu, Sarp’la babaannesi arasına her fırsatta girişini görmeliydiniz. Bir de, salonla mutfak arasındaki basamağı emekleyerek çıkmaya çalışırken, Sarp’ı ağzı ile üzerindeki hırkasından tutup, tıpkı yavrusunu taşır gibi kaldırıp ona yardım edişini… Anneliği henüz hiç yaşamamış bir köpeğin oğluma “annelik” yapışını…

Yaşamınızı paylaştığınız hayvan –kuş, kedi, kaplumbağa, köpek- her ne olursa olsun ve ister bebek gelmeden önce ister sonrasında eve gelmiş olsun, işleri yoluna koyduktan sonra şöyle bir adım geriye çekilip, göreceğiniz manzarının tadına varmaya çalışın.

Evdeki hayvan, onun kişilik ve ruh gelişimine olumlu katkılarda bulunacağı gibi, küçük yaşta sorumluluk duygusunun gelişimine yardımcı olacak ve öğrendiği pek çok şeyi pekiştirmesini sağlayacak, bir anlamda öğretici olacaktır. Dikkat ederseniz, çocuk filmlerinin kahramanları çoğunlukla hayvanlar: Ayı Kardeş, Aslan  Kral, Karınca Z, Timon ve Pumba, Tavuklar Firarda, Bugs Bunny, Tweety ve Kayıp Balık Nemo… Hatta bizim çocukluğumuzdan Tom ve Jerry, Ayı Yogi…

Kayıp Balık Nemo, gerçekten tüm günümüz çocuklarının hayatında bir dönüm noktası herhalde. Biz de Nemo ile tanıştıktan kısa bir süre sonra oğlumun odasına küçük bir akvaryum kurduk. Boş akvaryum suyunun bir kaç gün dinlenmesi gerektiğini anlatmaya çalışırken, üç gün sonra buraya balık koyacağız dedik. Dedik ki, Sarp koşup akvaryum büyüklüğündeki yumuşak balık oyuncağını getirdi hemen koyalım diye! Sonra akvaryuma Nemo’ya benzerce balıklar koyduk. Sarp’ın bakıcısı Kerime Teyzemiz onlara Memoş diyor. Sarp, Kerime Teyze ile hergün Memoşların yüzüşünü izliyor, her akşam babası ile onlara yemek veriyor.

Bir de çeşitli şekil ve büyüklüklerde seramikten yapılmış balık, deniz yıldızı ve midyeler alıp beraberce boyadık ve duvara astık. Oyuncak balık, gerçek balık, boyanabilir süs balık gibi kavramlar artık bilgi dağarcığında sağlamca bir yere sahip!

Yazımın başında bırakın dokunsunlar demiştim; bırakın dokunsunlar, ama balıklara değil!

Sevgiyle kalın.

Nil MARAL

Ekran-Alıntısı3.jpg

Dolaşım sistemi hastalıkları ve bu sistemin ana unsuru olan kalple ilgili problemler, kedi ve köpeklerimizde karşılaştığımız sağlık sorunları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kalp hastalıklarının tanısal sürecinde Radyografi, EKG ve Ekokardiografi başvurulan en önemli muayene yöntemleridir. Bunun yanında gerektiğinde tamamlayıcı muayene ve testler uygulanır. Kardiak MR ile dolaşım esnasında oluşan kaçaklar ve doğmasal anomaliler izlenebildiği gibi, dolaşım bozukluklarının saptanmasında uygulanan anjiografi teknikleri ile tamamlayıcı teşhis yöntemleri bir üst kademeye taşınmaktadır. Kardiyolojik problemlerin başlamasından itibaren kandaki enzimatik değişikliklerin saptanması ile de hastalıkların tespiti daha kolay yapılabilir olmaktadır.

Ülkemizde kardiyoloji yaklaşımı özellikle son 5 yılda gelişim göstermiş ve hastalarda kardiyolojik sorunların varlığı, yapılan tahlil ve tetkikler ile anlamlı yer elde etmiştir. Bu gelişim sürecinde, hastaların fiziksel muayenesi ile ilk dönemlerde tespitler yapılmaya çalışılmış ve zaman içerisinde belli kan tahlilleri ile oluşan bozuklukların kan tablosuna yansımaları araştırılmıştır. Kalp ritmlerinin önemli yer ettiği saptanmış ve elektrokardiyografi (EKG) rutin kullanıma girmiştir. İlerleyen süreçte, kalbin ekokardiyografik  (Echo) incelemeleri ile kalbin yapısal değişimleri izlenmiştir. Son dönemde de tomografi ve manyetik rezonans ileri incelemelerle sorunlar saptanmaya çalışılmaktadır.

Başkent Hayvan Hastanesi olarak, kardiak problemlere yaklaşımda hastalıkları en erken safhada tespit edebilmek amacıyla, aşılama dahil yapılan tüm muayenelerde kalp hastalıkları yönünden de analizler yapılmakta ve gerek görüldüğü durumlarda kardiak check-up önerilerek, hastalıkların tanımlanmasına çalışılmaktadır. Erken dönemde tespit edilen hastalarda, hastalığın ilerleyişinin engellenmesi ve kaliteli bir yaşam sunulması amaçlanmaktadır.

Kedi köpeklerde kalp hastalıklarının büyük çoğunluğunu kapak problemleri ve kalp büyümeleri oluşturmaktadır. İlerleyen yaşlarda oluşmakta olan bu problemlerde, tedavi sürecinde kalp üzerinde oluşan aşırı yük azaltılmaya çalışılmakta ve hastalığın ilerleyiş hızlı düşürülmektedir. Bu problemlerin tespitinde ekokardiyografinin önemi büyüktür. Renkli doppler incelemeler ile kapak kaçakları tespit edilmekte ve derecelendirilebilmekte, dolayısıyla hastalıkların prognozu açısından da hasta sahipleri bilgilendirilmektedir. Yine radyografik olarak tespit edilmiş bir kalp büyümesinin, kalbin iç yapıları incelenerek ne kadar ve ne düzeyde bozukluğa uğradığı saptanmaktadır. Kalbin ritm bozuklukları ve buna neden olan etmenler ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Yapılan kan tetkikleri ile kalbin bozuk çalışmasının diğer organlarda yaratmış olduğu bozukluklar ve seviyeleri tespit edilmektedir.

Özetle, steteskop ile başlayan ve tomografiye kadar uzanan bu teşhis yolunda çeşitli eğitim, seminer, kurs ve kongrelerine katılan uzman kadromuz ile sevgili dostlarımızın yanındayız.








Copyright © 2019 (BHH) Başkent Hayvan Hastanesi.  Tüm hakları Saklıdır – Wonderia



Copyright © 2019 (BHH) Başkent Hayvan Hastanesi.  Tüm hakları Saklıdır – Wonderia